top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 10 sonuç bulundu

  • Görünmez Maliyetlerin Anatomisi - The Anatomy of Invisible Costs

    İş dünyasında kapalı kapılar ardında konuşulanlardan çok daha büyük yüzleşmeler, şirketlerin milyonlarca lira yatırım yaptığı yazılım mimarilerinin ve iş süreçlerinin "kaputunu kaldırdığınızda" yaşanır. "Tıkır tıkır çalışıyor" zannedilen o devasa sistemlerin içine baktığınızda karşılaştığınız manzara çoğu zaman aynıdır: Tamamen aynı anlama gelen gereksiz veri sütunları, hiçbir mantığı olmayan hiyerarşiler ve aslında tek tıkla otomatikleştirilebilecekken sırf birilerinin "vazgeçilmez" kalması adına kasıtlı olarak manuel yürütülen, insan gücüne bağımlı bırakılmış hantal iş akışları... Fakat bu teknik ve operasyonel karmaşanın asıl yıkıcı tarafı, bilançolara ve şirketin geleceğine yansıyan   "görünmez maliyet"   yüzüdür. O çok "maliyetli" sistemlerin arasında, manuel yürütülen süreçlerin yarattığı sis perdesinde şunları fark edersiniz: Manipüle Edilen Satış Performansı:   Satış verilerinin merkezi bir CRM yerine kişisel Excel’lerde veya "akıllarda" tutulması, performansın şeffaf ölçülmesini engeller. Gerçekleşmeyecek satış tahminleri ile yönetim yanıltılırken, takip edilmeyen potansiyel fırsatların kaçışı "piyasa koşulu" olarak pazarlanır. Aslında kaybolan, şirketin büyüme potansiyelidir. Finansal Saatli Bombalar: Çalışanların izin bakiyelerinin yıllarca doğru tutulmadığını, sisteme girilmeyen bu yüklerin şirket için altından kalkılması zor bir gizli finansal borca dönüştüğünü görürsünüz. Fazla mesailerin sistemsel olarak takip edilmeyip "idareten" yönetilmesi, yıllar içinde biriken ve geriye dönük dava konusu olabilecek devasa bir karşılıksız borç yükü yaratır. Şeffaflık gelip bu saatler kayıt altına alındığında, aslında şirketin kârlılığının bir kısmının çalışanların ödenmemiş mesailerinden geldiği gerçeğiyle yüzleşilir. Gölge Stoklar ve Kayıp Varlıklar:   Manuel takip edilen depo süreçlerinde, kağıt üzerinde var görünen ama aslında hiç olmamış ya da miadı dolmuş ürünlerin yarattığı nakit akışı darboğazlarıyla karşılaşırsınız. Mükerrer İşgücü İsrafı:   Şirketin farklı departmanlarının birbirinden habersiz şekilde aynı projeyi yapması sebebiyle danışmanlık hizmetlerine veya aboneliklere ayrı ayrı ödeme yaptığını fark edersiniz. Merkezi bir şeffaflık olmadığı için "ihtiyaç" adı altında onaylanan bu mükerrer giderler, yıllar içinde devasa bir operasyonel israfa dönüşür. Bu, yönetimin değil, kontrolsüz büyümenin ve iletişimsizliğin faturasıdır. Bu, yönetime sunulmuş, insan gücüyle şişirilmiş ve yıllarca sürdürülmüş çok pahalı bir   operasyonel illüzyondur. Bu illüzyon bozulduğunda, yani birileri gelip o kapalı kutuları açıp sistemi herkes için şeffaf kıldığında ilginç bir psikolojik kırılma yaşanır. Yıllardır o verinin "tek sahibi" olmanın verdiği gizli güçle hareket edenler, sistemin hızı ve netliği karşısında savunma mekanizmalarını devreye sokarlar. Şeffaflığın getirdiği bu netlik, maalesef bir iyileştirme fırsatı olarak görülmek yerine bir tehdit olarak algılanır. Statülerini manuel krallıklar üzerine kuranlar, yeni kurulan o şeffaf sisteme saldırmaya, kusurlar aramaya ve statükoyu korumak için direnç göstermeye başlarlar. Net veriler, kaçan satış fırsatları ve operasyonel riskler masaya konduğunda, rasyonel bir argüman üretemeyen statüko; bağırmayı veya psikolojik baskı kurmayı tercih eder. Parlon olarak biz tam burada devreye giriyoruz. Bir sistemi ayağa kaldırmak, sadece kod yazmak değildir. Gerçek bir mimar; büyük resmi gören, veriyi anlamlandıran ve o yapıyı statükonun direncine rağmen cesaretle yönetebilendir.   Dijitalleşme yolculuğunda asıl mesele yazılım değil, şeffaflığı kucaklayabilen bir yönetim kültürüdür. Yıllardır manuel süreçlerin getirdiği o "sahte yoğunluk" illüzyonuna tutunan yaklaşımlarla verimlilik yakalamak mümkün değildir. Statüsünü karmaşadan değil, verinin netliğinden alan bir vizyona ihtiyaç var. Gerçek dönüşüm; bu süreci tüm zorluklarına rağmen göğüsleyen, şeffaf sistemlerin inşasında sorumluluk alan o kararlı ekibin gücüyle mümkündür.   Parlon 'da sunduğumuz dijital çözümlerle sadece hantal iş akışlarını otomatikleştirmiyoruz; aynı zamanda şirketlerin bu "görünmez maliyetlerini" gün yüzüne çıkarıyor, liyakati ve şeffaflığı sistemin merkezine koyuyoruz.

  • Akıllı Köprü Arayana Kadar Deli Köprüyü Geçermiş

    Bunu söylemek kolay değil. Kariyerimiz boyunca bize hep analiz et, planla, riskleri hesapla, onay al dediler. "Akıllı" olmayı öğrettiler. Ve biz de öyle yaptık o kadar akıllı olduk ki, bazen yerinden bile kıpırdayamadık. Ama dönüp baktığımda, hayatımda ve işimde en kritik kırılma noktaları hep aynı anda geldi: "Hazır değilim ama yapıyorum" dediğim anlarda. Tam bilmeden, tam görmeden, tam emin olmadan ama içgüdüsüne güvenip adım attığım anlarda. İşte o anlarda deli oldum. Ve o delilik beni her seferinde doğru yere taşıdı. Bu atasözünü herkes bilir. Ama çoğumuz yanlış tarafından okuruz. "Deli"yi küçümser, "akıllı"ya özeniriz. Oysa asıl soru şu: O köprüyü geçen kim? Deli. Peki karşıda kim var? Yine deli. Akıllı hâlâ bu tarafta araştırıyor, karşılaştırıyor, düşünüyor. Kurumsal dünyada bir dijital dönüşüm projesi başlatmak istediğinizde şöyle bir sahneyle karşılaşırsınız: Altı ay süren ihtiyaç analizi. Dört farklı danışmanlık firmasından teklif. On iki sayfalık karşılaştırma matrisleri. Üst yönetim sunumları. Bütçe revizyonları. Tekrar ihtiyaç analizi. Bu arada rakibiniz, yani o "deli" Excel'den çıkıp basit bir CRM uygulamasını ayağa kaldırmış, ilk müşteri verilerini toplamaya başlamış, hatta ikinci iterasyona geçmiş bile. "Mükemmel çözümü" aramak, aslında hiçbir çözümü uygulamamanın en kibar hali. Delinin Bilmediği Bir Şey Var: O Köprü Yıkılmıyor İşin ilginç tarafı şu: Atasözündeki "deli" aslında risk almıyor. Köprüyü geçiyor. Ve köprü onu taşıyor. Biz buna iş dünyasında   MVP: Minimum Viable Product   diyoruz. Ama adını koymak yetmiyor; gerçekten yapmak gerekiyor. Son beş yılda onlarca kurumsal CRM ve iş uygulaması projesi yürüttüm. Her seferinde aynı şeyi gözlemliyorum: projeyi hızlı başlatan şirketler, altı ay sonra hem daha iyi bir sisteme sahip oluyor hem de neye ihtiyaçları olduğunu çok daha net biliyorlar. Çünkü o bilgi, kullanarak öğreniliyor planlayarak değil. Biz de Parlon'da bu felsefeyi metodolojimizin merkezine koyduk. Her projeye önce Figma'da bir MVP tasarlayarak başlıyoruz. Tek satır kod yazmadan, müşteriye "Bakın, sisteminiz böyle çalışacak" diyoruz. Ekranlar var, akışlar var, butonlara tıklayabiliyorsunuz. Henüz hiçbir şey "gerçek" değil. Ama herkes neyin inşa edileceğini görüyor, dokunuyor, tartışıyor. Ve her seferinde aynı şey oluyor: müşteri o prototype'a baktığında, haftalardır toplantılarda anlatamadığı şeyi iki dakikada söylüyor. "Burası böyle olmasın, şu alan şuraya gelsin, aslında bize şu da lazım." İşte o an, projenin gerçek ihtiyaç analizi başlıyor PowerPoint'lerde değil, Figma'da. "Ama Bizim Süreçlerimiz Karmaşık" Bu cümleyi her duyduğumda içimden şunu söylüyorum: Evet, karmaşık. Ama o karmaşıklığı çözecek olan şey, mükemmel bir başlangıç planı değil, çalışan bir sistemle yüzleşmek. Bir sağlık grubunun CRM projesinde ilk hafta ortaya çıkan gerçek: Sahada çalışan ekiplerin ihtiyaç duyduğu veri alanları, merkezdeki planlama ekibinin tahmin ettiklerinden tamamen farklıydı. Bunu hiçbir ihtiyaç analizi raporu yakalayamazdı. Ama çalışan bir MVP, ilk günden yakaladı. Bir ağır taşımacılık firmasının ekipman yönetim sisteminde benzer bir deneyim yaşadık. Kağıt üstünde "basit" görünen veri modeli, sahaya indiğinde yeniden şekillendi. Çünkü gerçek operasyon, her zaman teoriden farklıdır. Hız, Kalitesizlik Değildir Burada bir ayrım yapmak lazım. "Deli gibi köprüyü geç" demek, "kötü iş çıkar" demek değil. Tam tersine: Hızlı başlamak, bilinçli bir stratejidir.   Küçük başla, öğren, büyüt. İlk versiyonu mükemmel yapma. Ama sağlam bir temel üzerine kur ki büyüyebilsin. İşte asıl ustalık burada. Bir Microsoft Power Platform projesinde mesela, ilk iki haftada çalışan bir modül çıkarabilirsiniz. Kullanıcılar dokunmaya başlar. Geri bildirim gelir. Üçüncü haftada o modül, altı aylık planlama toplantılarının üretemeyeceği kadar doğru bir hale gelir. Peki "Akıllı" Ne Yapmalı? Akıllı, köprü aramayı bırakmalı. Delinin cesaretini akıllının vizyonuyla birleştirmeli. Pratikte bu şöyle görünür: Büyük resmi gör, ama küçük adımla başla. Tüm CRM'i bir günde kurmaya çalışma. Ama ilk modülü bu hafta başlat. Mükemmel veriyi bekleme, eldeki veriyle çalışmaya başla, temizliği yolda yap. Tüm paydaşları ikna etmeyi bekleme. Küçük bir pilotla sonuç göster, ikna kendiliğinden gelsin. Kariyerimde en çok değer yaratan projeler, her zaman "hazır olmadan" başlayan projeler oldu. En çok zaman kaybettiren projeler ise, "her şey hazır olduğunda" başlayacak olanlardı, ki çoğu hiç başlamadı. O köprü sizi bekliyor. Mükemmel olmayabilir. Ama geçerseniz, karşı tarafta hem cevaplar hem de fırsatlar var. Deli misiniz? Belki biraz. Ama en azından karşıdasınız. Siz hangi projede "mükemmel köprü" arıyorsunuz? Yoksa çoktan geçtiniz mi?

  • Olmaz, Yapamazsınız, Biz Denedik" Sendromu

    Her kurumda en az bir tane vardır. Yılların verdiği güvenle koltuğuna yaslanmış, her yeni fikre aynı cümleyle karşılık veren o kişi:   "Biz bunu denedik, olmaz, yapamazsınız." Yeni bir sistem mi öneriliyor? "Bizim yapımıza uymaz." Süreç iyileştirmesi mi konuşuluyor? "Ama biz hep böyle yaptık." Dijital dönüşüm mü gündemde? "Excel'imiz gayet iyi çalışıyor." Bu insanlar şirketlerini korumuyorlar. Şirketteki konumlarını koruyorlar. Ve bunu yaparken yıllardır aynı silahı kullanıyorlar: korku. 'KVKK'ya aykırı olur.' 'Denetimde sorun çıkar.' 'Regülasyon izin vermez.' 'Hukuk buna onay vermez.' Her cümle, konuyla alakası olmayan ama kimsenin sorgulamaya cesaret edemeyeceği büyük kelimelerden özenle seçilmiş. Çünkü asıl korkuları teknolojinin başarısız olması değil başarılı olması. Yeni sistem çalıştığı gün, yıllardır 'bu işi sadece ben bilirim' diye korudukları o koltuğun altındaki zeminin kayacağını gayet iyi biliyorlar. Ama bir şeyi kaçırıyorlar:  Teknoloji yerinde durmadı. 2016 yılında yapılamayan şey, bugün belki iki haftada hayata geçiyor. O gün milyonlarca liraya mal olan altyapı, bugün lisans başına aylık birkaç yüz liraya kullanılabiliyor. O gün için "hayal" olan entegrasyon, bugün low-code bir platformda sürükle-bırak ile kuruluyor. Sorun şu ki, "denedik olmadı" cümlesi bir deneyim aktarımı olmaktan çıkıp bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Statükoyu korumak, yeni bir şey deneyip başarısız olma riskinden daha güvenli hissettiriyor. Ve bu, bireysel bir tercih olarak anlaşılabilir, ama kurumsal bir karar olarak kabul edilemez. Parlon olarak tam da bu noktada doğduk. Biz Parlon’u kurarken tam olarak bu zihniyete karşı bir duruş sergilemeyi hedefledik. Yıllarca süregelen "yapılamaz" bariyerlerini yıkmak, "olmaz" denilen süreçleri otomize etmek ve karmaşayı sadeliğe dönüştürmek için yola çıktık. Teknolojinin, özellikle de   Power Platform   ve yapay zeka araçlarının geldiği noktada, artık "imkansız" kelimesinin anlamı yok olmuş durumda. Eskiden aylar süren geliştirme süreçleri, bugün az kodlu (low-code) çözümlerle haftalar, hatta günler içinde hayata geçiyor. Biz, "yapılamaz" denilen şeyleri yapan insanlarız. Ama bunu sihirle ya da süper güçlerle değil; doğru teknolojiyi, doğru zamanda, doğru şekilde uygulayarak yapıyoruz. "Yapılamaz" diyenlerin en büyük yanılgısı, kendi deneyimlerini evrensel bir gerçek sanmaları. Halbuki teknoloji demokratikleşti. Dün sadece Fortune 500 şirketlerinin erişebildiği araçlar, bugün 50 kişilik bir şirketin de elinin altında.   Peki ne yapmalı? Tartışmayın. İkna etmeye çalışmayın. Bu insanları değiştiremezsiniz, çünkü değişmek istemiyorlar. Asıl cesur adım şunu kabul etmektir: Bir kurum, içindeki en yavaş insanın hızında ilerler. Ve eğer o kişi yıllardır her yeniliğin önüne duvar örüyorsa, o duvarı yıkmak yetmez, duvarı örenle yüzleşmek gerekir. Kurumlar dijital dönüşümde başarısız olduğunda hep teknolojiyi suçlar. Halbuki teknoloji hazır. Bütçe bulunur. Asıl soru şu: O masada hâlâ 'olmaz' diyen kişi oturmaya devam mı edecek? Çünkü her geçen gün, o kişi şirketi korumuyordur. Şirketi geri çekiyordur. Ve rekabetin bu kadar acımasız olduğu bir dönemde, geri çekilmenin maliyeti her zamankinden daha ağırdır." Teknoloji değişti. Soru şu: Siz de değişecek misiniz?

  • Garsonluktan 17 Farklı Ülkede 150+ Projeye: Vazgeçmeme Manifestosu

    Lisede ne olacağıma karar vermiştim: Yönetim danışmanı olacaktım. Sürekli farklı bir sektör, sürekli farklı bir problem. Bir gün otomotiv, bir gün perakende. Her seferinde sıfırdan öğrenmek, anlamak, çözmek. Bu benim için hayalin ta kendisiydi. İlk Zorluk Üniversite sınavına hazırlanıyordum. Türkiye'de büyümüş herkes bilir, o dönem zaten başlı başına bir savaş. Ama benim savaşım sınav kitaplarının ötesindeydi. O süreçte benim için baba figürü olan dayımı kaybettim. Onu kaybetmenin yasını tutmaya bile fırsat bulamadan, felç kalma riskimin %95 olduğu çok büyük bir ameliyat geçirdim. Bir yanda kayıp, bir yanda ameliyat, bir yanda sınav. Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünü %50 burs ile kazanabildim. Ama ben kararımı çoktan vermiştim. Bu bölümden danışmanlığa giden bir yol yoksa, o yolu kendim çizecektim. İlk planım belliydi: Ekonomi'ye geçiş yapmak. Çalışma Hayatına İlk Giriş Annem iş hayatında maddi zorluklar yaşıyordu. Ona destek olmak için ben de bir şeyler yapmak istiyordum. Üniversite'ye ilk başladığımda haftasonları Altunizade'de Karafırın'da garsonluk yapmaya başladım. 2013 yazında Etiler'de Le Méridien'de garsonluk yapmaya başladım. Le Meridien Ekibi Oradan kazandığım parayla AIESEC ile Hindistan'a gittim, İngilizce öğrettim. Hindistan, Yeni Delhi Koç Üniversitesi'nde mentorluk yaparak harçlığımı çıkardım. Parti biletleri satarak üzerinden komisyon aldım. Garipçe Hayır'ı Cevap Olarak Kabul Etmediğinizde Başlar Kariyeriniz Boyner'de Strateji departmanına bir arkadaşımın önerisi ile başvurmuştum. Ancak, Ekonomi dersleri aldığım halde Sosyoloji bölümündeydim halen. Bu nedenle beni kabul etmediler. Boyner'in ilanlarını takip ettim, orada çalışmayı kafama koymuştum bir kere. İK ile iletişimi koparmadım ve yeni bir ilan açıldı İK-Performans ekibi için hemen mail attım, görüşmeye çağrıldım. Tekrardan değerlendirildim ancak mühendis birinin daha uygun olduğuna karar verildi. Yine iletişimi koparmadım ve bir email attım feedback istedim. Çok sevgili   Tuğçe ADALI   beni başka bir ekibe yönlendirdi ve   Esra Eseroğlu Günay   'ın lideri olduğu Eğitim ekibinde 9 ay staj yaptım. Boyner'de çok sevgili   Canan Bayrakdar   'ın yönlendirmesi ile   Arzu Gunesli 'nın kurucularından biri olduğu Renkli Kampüs programına katıldım. Haftanın 3 günü Boyner Buyuk Magazacilik A.S. , 2 günü okul, 1 günü Renkli Kampüs ile gönüllülük ile geçen yorucu bir dönem.. Sonra çok istediğim danışmanlık firmalarından birinde EY'de staj - Burası bambaşka bir hikâye. Çünkü normalde oraya giremezdim. CV'mde "Sosyoloji" yazıyordu ve danışmanlık firmaları sosyoloji mezunlarına mülakat daveti göndermiyordu. Ama çok sevgili   Pinar Gokpinar   vardı, Renkli Kampüs 'ün kurucularından. Onun desteğiyle mülakata çağrıldım. Kapıyı o araladı, ben içeri girdim. Sınavları geçtim, 3 aylık staja başladım. Pınar Hanım'ın benim için yaptığı şeyi hiç unutmadım. Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için dev bir hamle yapmanız gerekmez. Bazen sadece bir kapıyı aralamak yeter. Gerisini o kişi halleder. Staj süresince   ilkan ilhan   ile Excel'in shortcutlarını öğrendim ve Excel'in sınırlarını zorladım. Onun desteğini tüm kariyerim boyunca hissettim. Ünlü & Co: Kariyerimin Dönüm Noktası 2017 yılında Ünlü & Co'da İnsan Kaynakları stajına başladım. Kâğıt üzerinde "bir staj daha" gibi görünüyordu. Ama bu staj, tüm kariyerimin rotasını değiştirdi. O dönemde Ekonomi'ye geçiş hâlâ devam ediyordu. Geçişler her sene zorlaşıyordu. CV'mde "Sosyoloji" yazarken hiçbir danışmanlık firması beni ciddiye almıyordu. Her başvuru bir red. İşte tam o dönemde, iki kadın benim hayatımı değiştirdi. Yöneticim   Banu Öksün . Bir gün bana döndü ve dedi ki: "Evet sen hep İK'da çalıştın, ama burada ne yaptığın daha önemli. Sen hep sayılarla uğraştın, dashboard yaptın. Bunları anlatman lazım." Bu cümle basit görünebilir. Ama o an benim için bir aydınlanmaydı. Bu cümleler bana gösterdi ki ben aslında veriyle çalışan, süreçleri ölçen, sayılarla hikâye anlatan biriyim. Etiket farklıydı, ama yaptığım iş bambaşkaydı. Benden dashboard istediğinde Excel'in ötesine geçmek istedim ve Power BI'ı ilk o sayede öğrendim. Dashboard nedir, veri nasıl görselleştirilir, sayılar nasıl bir hikâye anlatır, hepsi o dönemden. Bugün Parlon'un temelinde yatan teknoloji tutkusu, o dönemde atılan bir tohumdan filiz verdi desem yeridir. Ve   Sibel Gülseven   . Bir akşam iş dönüşü, İstanbul trafiğinde bir minibüsteydik. Sibel bana döndü ve dedi ki: "Sen yaparsın. Ben sana inanıyorum." O minibüsteki o cümle. O kadar basit, o kadar kısa. Ama o kadar ağır bir dönemde, o kadar hafif ama o kadar güçlü geldi ki. Kendime olan güvenim o cümleyle yeniden dirildi. Bazen bir insana inanmanız, onun kendine inanmasını sağlar. Sibel o gün bunu yaptı. Ve ben o gün kararımı verdim: Ne pahasına olursa olsun, bu kariyer yolunu kendim çizeceğim. Kapı Sonunda Aralanıyor Okul biterken artık CV'mde Ekonomi vardı. Yıllar süren mücadelenin meyvesi. Ama dünya o yıllar içinde değişmişti. Ben lisedeyken danışmanlık sektörünü kimse bilmiyordu. "Ne olacaksın?" diye sorduklarında "Yönetim danışmanı" dediğimde insanlar boş gözlerle bakıyordu. Ama ben üniversitedeyken bir anda herkes danışmanlık istiyordu. Sektör popüler olmuştu. Ve firmalar artık mühendislik mezunlarını tercih ediyordu. Ben yıllarca sosyoloji damgasını silmeye çalışmıştım. Şimdi de ekonomi "yeterli değil" deniyordu. Yine de tüm danışmanlık firmalarına başvurdum. Hepsine. Tek tek. PwC, Audit pozisyonu için beni çağırdı. Mülakatta çok net şunu söyledim: "Ben audit değil, danışmanlık istiyorum." Case çözme başarım ve yazılı sınav sonuçlarım yeteri kadar etkileyici olmuş olacak ki, beni danışmanlık mülakatına yönlendirdiler. O mülakatları da geçtim. Yıl 2017. Yeni mezun Nur, PwC'de finansal danışmanlık alanında kariyerine başlıyor. Lisede verdiğim o karar, 6-7 yıl sonra, sayısız engeli aşarak, sonunda gerçek olmuştu. VLOOKUP Döngüsünden Power BI Dashboard'larına PwC'de finansal danışmanlık. Due diligence. Mizan kontrolleri. Saatler süren manuel Excel işleri. Kopyala-yapıştır. VLOOKUP. Yine kopyala-yapıştır. Ve bunları gereksiz bulan bir ben. Power BI ile bu süreçleri kısaltmaya çalıştım. İlk tepki önyargıydı. "Bu ne ya? Niye uğraşıyorsun? Excel işte, yap geç." Ama ben devam ettim. Önce küçük bir rapor. Sonra biraz daha büyüğü. Derken birisi fark etti: Bu hem daha hızlı, hem doğru. Önyargı yerini merak, merak yerini kabule bıraktı. Power BI hikâyem böyle başladı. Ama sabırsız Nur 1 senenin sonunda yeni bir karar verdi: Yurt dışında Master yapacağım. 400 Euro, Bir Bavul ve Barselona CEMS programından %90 gibi bir burs aldım. Ama o dönemde yurtlar oldukça pahalı ve ben Üsküdar'da oturuyordum. Üsküdar'dan Sarıyer'e her gün 4 saat yol benlik değildi. Bir valiz aldım ve kütüphanede yaşama planı yaptım. O dönem hem CEMS Program Başkanı oldum hem de bir öğretim üyesinin asistan oldum. Tüm bunlar ve çok sevgili Didem Özgür Özden'in yardımlarıyla kütüphanede yaşama fikrine gerek kalmadan Koç Üniversitesi'nin yurtlarından birinde kalabildim. İkinci dönem, cebimde 400 Euro ile Barselona'ya doğru yola çıktım. Ama daha gitmeden kendime orada iş ayarlamıştım. Kabul mektubu elimdeydi. Her şey hazırdı. Her şey. Banka hesabı hariç. Barselona'ya vardığımda iş için kabul mektubum vardı ama hiçbir banka bana hesap açmadı. İlk bankaya gittim, "hayır." İkinci bankaya gittim, "hayır." Üçüncü, dördüncü, beşinci. Hep aynı cevap. Maaş alacağım ama maaşımın yatırılacağı hesabım yok. Pes etmedim. Tam o sırada aklıma geldi: Tam o dönemde Norveç'te bir üniversitenin Avrupa Birliği projesinden burs almıştım ve onlarında bana bir ödeme yapması gerekiyordu ve bunun için de bankaya ihtiyacım vardı. Bunu öne sürdüm. Norveç'teki okuldaki yetkililerle iletişime geçtim, durumu anlattım. Onlar bankaya mail attı. Resmi bir Avrupa Birliği projesi referansı ile sonunda bir banka hesabı açıldı. Barselona'da geçen 1 yıl hayatımın en verimli dönemlerinden biri oldu. Power BI ile başlayan yolculuğum, sevgili yöneticim   Daniel Remenyfy   'nin desteğiyle Azure'a, Power Apps'e ve SQL'e doğru genişledi. Daniel bana güvendi, beni büyük projelere soktu, hata yapmama izin verdi. O hatalardan öğrendim. Projeler çok güzeldi. Ama aile özlemi ağır bastı. Annemi, anneannemi, ablamı, yeğenimi yani ailemi özledim. Türkiye'ye dönme kararı aldım. Pandemi Dönemi ve Paris'ten Gelen Telefon KPMG'de danışmanlık kariyerime başladım. Tam o dönemde Pandemi patladı. Eve kapandık. Ve yaklaşık bir yıl sonra, hiç beklemediğim bir anda, Paris'ten bir telefon geldi. Nexans. Transformasyon Lideri pozisyonu. Önce bana 2 ülkeden sorumlu olacağım söylendi. Ama kısa süre sonra ekip arkadaşım işi bıraktı. Ve bir anda 2 ülke, 8 ülke oldu. 8 ülke. Farklı zaman dilimleri, farklı kültürler, farklı beklentiler, farklı sistemler. Gece saat 12'de Peru veya Şili ile yaptığım toplantılar oldu. Yöneticim   Yann Duclot   bu süreçte benim için çok önemli oldu. Onun "work hard, play hard" felsefesiyle birlikte inanılmaz bir tempo yakaladık. Çok büyük bir Power Platform projesini 16 ülkede, sadece 1 haftalık development süresiyle canlıya aldık. Kariyerimdeki en güzel dönem. Açık ara birinci. O dönemde hem profesyonel olarak hem insani olarak çok büyüdüm. Bir Danışmandan Daha Fazlası:   Laurence Collins  ve Sınırları Zorlayan Bir Vizyon Sonra Londra'da Digiworkz ile yollarımız kesişti. Ve kariyerimde tanıştığım en iyi danışmanla tanıştım:   Laurence Collins . Laurence'ın aklının nasıl çalıştığını hâlâ tam olarak çözemedim. Bir konuyu alır, döndürür, bambaşka bir açıdan size sunar ve siz "evet, kesinlikle öyle" dersiniz. Hikâye anlatmayı ondan öğrendim. Teknik bir çözümü bir insana nasıl anlatırsınız? Bir veriyi nasıl duyguya çevirirsiniz? Bir sunumu nasıl bir yolculuğa dönüştürürsünüz? Hâlâ proje bazlı beraber çalışırız. Beraber çalışmayı en çok sevdiğim kişilerden biri, çünkü her projede yeni bir şey öğrenirim. Vizyonu çok geniştir. Onunla çalışmak, sürekli büyümektir. Parlon'un doğuşu Paris'te 8 ülkede sorumlu Transformasyon Lideri Nur. Londra'da Dijital Çözüm Geliştiricisi Nur. 27 yaşımda ilk şirketim Nur Masoud'u kurdum. 28 yaşımda Parlon'u kurdum. Kendi şirketinizi kurmak, özgürlük değil. Sorumluluk. Her şeyi siz kararlaştırıyorsunuz ama her şeyin sonucuna da siz katlanıyorsunuz. Ama bu sorumluluğu seviyorum. Çünkü artık yolu kendim çiziyorum. Tıpkı Koç Üniversitesi'nde Sosyoloji'den danışmanlığa giden yolu kendim çizdiğim gibi. Bugün 32 yaşındayım. 17 farklı ülkede 150'nin üzerinde proje tamamladım. 10 kişilik harika bir ekibim var. İstanbul'da ve Londra'da faaliyet gösteren bir şirketim var. Geriye dönüp baktığımda görüyorum ki hiçbir şey düz bir çizgide ilerlemedi. Sosyoloji'den Ekonomi'ye geçiş yıllar aldı. Garsonluktan danışmanlığa geçiş yıllar aldı. 400 Euro'yla yurt dışına çıkış cesaret aldı. Hiçbir bankanın hesap açmaması sabır aldı. 8 ülkenin sorumluluğunu üstlenmek omuz aldı. Kendi şirketimi kurmak inanç aldı. Ama her adımda, her kavşakta, doğru zamanda doğru insanlar vardı. Pınar Hanım kapıyı araladı. Banu Hanım bana aynayı tuttu. Sibel Hanım bir minibüste "sen yaparsın" dedi. Didem Hanım yurt meselesini çözdü. Daniel bana güvenip büyük projelere soktu. Yann ile 16 ülkenin uygulamasını 1 haftada canlıya aldık. Laurence bana hikâye anlatmayı öğretti. Her birinin katkısı bu hikâyenin bir parçası. Hiçbirini unutmuyorum. Ve en önemlisi: Hiçbir yerde pes etmedim. Her "hayır" duyduğumda bir sonraki kapıyı çaldım. Her duvar gördüğümde üstünden tırmandım veya yanından dolaştım. Bazen hızlı oldum, bazen yavaş. Ama hiç durmadım. Bugün Parlon ile dijital dönüşüme yön verirken, aslında sadece yazılım kurmuyoruz; o "yapılamaz" denilen süreçlerin içindeki tıkanıklıkları, tıpkı kendi yolumdaki engelleri açtığım gibi açıyoruz. Geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki; ne CV’mdeki o ilk "Sosyoloji" ibaresi bir engelmiş, ne de cebimdeki 400 Euro bir eksiklik. Hepsi, bugün karmaşık problemleri saniyeler içinde çözen o reflekslerimi inşa eden birer antrenmanmış. Benim yolum hala devam ediyor. Şimdi hedefimiz, Parlon ile daha fazla coğrafyada, daha fazla insana "başka bir yolu var" dedirtmek. Eğer siz de şu an bir duvarın önündeyseniz ve herkes size "geriye dön" diyorsa, bir kez daha bakın. Belki de o duvar, üzerine basıp daha uzağı görmeniz için oradadır. Vazgeçmeyin. Çünkü hikâye, tam da "bitti" dediğiniz yerden yeniden başlıyor.

  • Dijital Dönüşümde İsviçre Saati Felsefesi: Karmaşayı Sanata Dönüştürmek

    İki gündür Zürih sokaklarında yürüyorum. Dün Eski Şehir'in taşlı yollarında gezinirken, In Gassen sokağında küçük bir saat atölyesi ilişti gözüme. İçeri girdim. Tezgahın arkasındaki usta, gözündeki büyüteciyle minik çarkların arasında büyük bir dikkatle çalışıyordu. Saatlerin kusursuz işleyişine olan hayranlığımdan bahsedince, masadaki açık saati gösterip şu cümleyi kurdu: "Müşteri buradaki kaosu görmek istemez. O sadece saate bakıp zamanı öğrenmek ister." Açık saate baktığımda yüzlerce mikro çark ve incecik yaydan oluşan inanılmaz bir karmaşa gördüm. Ama usta kapağı kapatıp ön yüzünü çevirdiğinde sadece zarif bir kadran ve pürüzsüzce ilerleyen bir saniye ibresi vardı. Ustalık, bu yüzlerce parçayı bir araya getirmek değil; karmaşayı kullanıcı için tamamen görünmez yapabilmekti. O an, dijital dönüşüm dünyasında aradığımız şeyin tam olarak bu "İsviçre saati" felsefesi olduğunu düşündüm. Kullanıcılar arka plandaki karmaşık veritabanı mimarilerini veya API'leri görmek istemez. Sadece hızlı çalışan temiz bir ekran isterler. İşte tam bu noktada Microsoft Power Platform ve Dataverse devreye giriyor. Dataverse sıradan bir tablo yığını değil; tıpkı o saatlerin mekanizması gibidir: Çarklar (Veri Modeli): Farklı kaynaklardan akan veriler çarklar gibi birbirine tam oturur. Tablolar arası ilişkiler, sistemin tıkır tıkır işlemesini sağlar. Zemberek (Power Automate): Sisteme enerjisini verir. İş süreçleri ve otomasyonlar arka planda yorulmadan çalışır. Kasa (Güvenlik Rolleri): Saatin iç yapısını koruyan kasa gibi, kimin neyi göreceğini hissettirmeden kusursuzca yönetir. Kadran (Power Apps): Kullanıcının gördüğü zarif yüzey. Arkadaki devasa mühendislik karmaşasını gizler ve sadece ihtiyacı olanı sunar. Ben Nur, Parlon'un kurucusu olarak, ekibimle firmaların dijitalleşme yolculuğunda tam da bu ustanın titizliğiyle hareket ediyorum. Her kuruma özel "terzi usulü" sistemler inşa ederken, yönettğimiz süreçlerin çapı ne kadar büyürse büyüsün ustanın sözlerini hep aklımda tutacağım. En büyük hedefimiz; kurduğumuz sistemlerin, arka plandaki karmaşık mühendisliği hiç hissettirmeden yıllarca güvenle işlemesi. Peki siz projelerinizde kullanıcılara bu "İsviçre saati" sadeliğini sunmak için arka plandaki karmaşayı nasıl yönetiyorsunuz?

  • Babil Kulesi Sendromu: Departmanlarınız Aynı Dili Konuşuyor mu?

    Efsaneye göre Babil Kulesi, insanlığın gökyüzüne ulaşmak için başlattığı muazzam ve iddialı bir projeydi. Başlangıçta her şey kusursuz ilerliyordu; çünkü herkes aynı dili konuşuyor, planlar tıkır tıkır işliyordu. Ancak kule yükseldikçe işler değişti. İnsanların dilleri birbirine karıştı. Taş ustası harç karanın ne dediğini anlamaz oldu, mimarın planları işçilere ulaşmamaya başladı. Kimse birbiriyle iletişim kuramadığı için o devasa proje, tek bir malzeme bile eksik olmamasına rağmen, sadece "iletişimsizlikten" dolayı yarım kaldı. Günümüz İş Dünyasının Babil Kulesi: Departman Siloları Bugün hızla büyüyen şirketlerin yaşadığı en büyük zorluklardan biri tam olarak budur. Şirketler büyüdükçe departmanlar kendi içlerine kapanır ve dijital anlamda "farklı diller" konuşmaya başlarlar. Satış ekibi piyasadaki standart bir CRM'i kullanır, Finans departmanı her şeyi devasa Excel tablolarıyla yürütür, Operasyon ekibi ise bambaşka bir uygulama üzerinden ilerler. Günün sonunda şirket, birbiriyle asla konuşmayan yazılımlar ve verilerin hapsolduğu odalar yığınına dönüşür. Pazarlamanın verisi satışa aktarılırken kaybolur, sahadan gelen bir onay e-postalarda günlerce bekler. Herkes kendi katında çok çalışıyordur ama şirket bütününde iletişim koptuğu için süreçler yavaşlar ve büyüme potansiyeli kısıtlanır. "Dilleri" Birleştiren Evrensel Tercüman: Parlon & Power Platform Çözüm, her departmana yeni bir dil (yeni ve karmaşık bir paket program) öğretmeye çalışmak değildir. Çözüm, şirketin tüm verisini ve süreçlerini ortak bir dilde buluşturacak o sağlam altyapıyı inşa etmektir. Biz Parlon Solutions olarak tam bu noktada devreye giriyoruz. Şirketleri birbirinden kopuk yazılımların sınırlarına hapsetmiyor; Microsoft Power Platform'un gücüyle tüm departmanları aynı masaya oturtan, terzi işi dijital mimariler kuruyoruz: Ortak Veri Dili (Dataverse):  Verilerinizi kopuk sistemlerde dağınık bırakmıyoruz. Tüm şirketin güvenle erişebildiği, tek bir "gerçeklik kaynağı" olan sağlam bir temel inşa ediyoruz. Akıllı Köprüler (Power Automate):  "Satış onaylandığında Finans'a otomatik bilgi gitsin, Operasyon'da görev açılsın" gibi departmanlar arası süreçleri insan müdahalesinden çıkarıyoruz. Sistemleri birbirine bağlayan akıllı otomasyonlarla verinin saniyeler içinde doğru kata ulaşmasını sağlıyoruz. Büyük Resmi Görmek (Power BI):  Farklı diller konuşan departmanların ürettiği tüm o karmaşık verileri, yöneticilerin tek bir ekranda şirketin nabzını tutabileceği interaktif dashboard'lara dönüştürüyoruz. Kısacası, Parlon imzasıyla tasarladığımız bu özel sistemlerle; şirketlerin "Babil Kulesi Sendromu"nu yenmesini, siloları yıkmasını ve ekiplerin yeniden aynı vizyon etrafında, aynı dili konuşarak çalışmasını sağlıyoruz. Aynı Dili Konuşma Vakti İletişimsizlik bir kader değil, çözülmesi gereken dijital bir mimari problemidir. Mevcut sistemlerin kopukluğundan şikayet etmek yerine, şirketinizin tüm katlarını birbirine bağlayacak o ortak dili kurmanın vakti geldi. Departmanlarınızı nasıl ortak bir dilde buluşturabileceğimizi konuşmak ve şirketinize özel terzi işi çözümlerimizi kurgulamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Kurumsal mimarinizi birlikte inşa etmek için hazırız. Parlon Farkı: Sadece Yazılım Değil, Kurumsal Uyum Tasarlıyoruz   Piyasadaki en büyük yanılgı, iletişim kopukluğunu standart ve devasa bir "paket program" satın alarak çözebileceğine inanmaktır. Oysa biz Parlon ekibi olarak, masaya ruhsuz bir yazılım şablonu koyup "şirketinizi bu kalıba uydurun" demiyoruz. Çünkü her şirketin kendine has bir DNA'sı, iş kültürü ve operasyonel hızı olduğuna inanıyoruz. Amacımız şirketinize karmaşık bir yazılım daha eklemek değil; mükemmel bir kullanıcı deneyimini (UI/UX) merkeze alarak, çalışanlarınızın kullanmaktan keyif alacağı "terzi işi" sistemler inşa etmektir. Sorunları geçici yamalarla örtmek yerine operasyonlarınızın kalbine iniyor; şirketinize tam oturan, esnek ve kalıcı dijital mimariler kuruyoruz. Sizin şirketinizde departmanlar aynı dili mi konuşuyor, yoksa herkes kendi "Babil Kulesi" katında mı çalışıyor?

  • Antik Roma'dan Dijital Dönüşüme: İşletmenizin Su Kemerlerini İnşa Etme Vakti

    Antik Roma küçücük bir şehirken, insanlar günlük su ihtiyaçlarını mahalledeki kuyulardan kovalarla taşıyarak çözerdi. Herkesin bir kovası vardı; süreç yavaştı, zahmetliydi ama o ölçekteki bir şehir için sistem bir şekilde işliyordu. Ancak Roma büyüyüp sınırları genişleyen, karmaşıklaşan devasa bir imparatorluğa dönüştüğünde büyük bir kriz patlak verdi. Yüz binlerce insanın suyunu kovalarla taşımak artık imkansızdı. İnsanlar sadece su taşımaktan yorulmuş, asıl işlerini yapamaz hale gelmişti. Sistem çökmek üzereydi. Bunun üzerine Romalı mühendisler, günü kurtaran geçici çözümler (daha büyük kovalar dağıtmak gibi) yerine, tarihin akışını değiştiren o muazzam altyapıyı kurdular:   Su Kemerleri  Artık suyu insanlar taşımıyordu. Kurulan bu akıllı mimari sayesinde su, kilometrelerce öteden şehre, yerçekiminin gücüyle, kendi kendine, kesintisiz ve sıfır hatayla akıyordu. İnsanlar "taşıyıcı" olmaktan çıkıp, o suyla değer üreten "mimarlara" dönüştüler. Dijital Dünyanın "Kovaları": İçinden Çıkılmaz Excel ve E-posta Zincirleri Bugün iş dünyasında, hızla büyüyen şirketlerin tam da Roma'nın o büyüme sancısını yaşadığını görüyoruz. Operasyonlar genişliyor, ekipler kalabalıklaşıyor, müşteri talepleri ve onay mekanizmaları karmaşıklaşıyor; fakat veriler ve süreçler hâlâ "dijital kovalarla" taşınıyor. Bir departmanın ürettiği veriyi diğer departmana kopyala-yapıştır ile aktarmak, onay bekleyen formları bitmek bilmez e-posta zincirlerinde dolaştırmak, birbiriyle asla konuşmayan hantal paket programlar arasında kaybolmak... Bunların hepsi günümüzün dijital kovalarıdır. Şirket büyüdükçe bu manuel taşıma işlemi tıkanır. Veriler dökülür, kritik hatalar yapılır, ekipler tükenir ve en önemlisi hız kaybedilir. Peki piyasanın buna sunduğu standart çözüm nedir? Şirketlere, iç işleyişlerine hiç uymayan, devasa ve ruhsuz paket yazılımlar satarak onlara sadece "daha büyük kovalar" vermek. Oysa çözüm kovayı büyütmek değil, şirketin dijital su kemerlerini sıfırdan inşa etmektir. Parlon İmzasıyla Terzi İşi Dijital Mimari Biz Parlon Solutions olarak, şirketlerin tam da tıkandığı bu noktada devreye giriyoruz. Çok aşamalı onay süreçlerinden tutun, farklı lokasyonlardaki devasa veri akışlarına kadar en karmaşık operasyonları standart kalıplara zorla sığdırmaya çalışmıyoruz. Tam tersine; Microsoft Power Platform'un esnek ve güçlü altyapısını kullanarak, şirketinize özel o "su kemerlerini" Parlon imzasıyla, adeta bir terzi titizliğiyle sıfırdan tasarlıyoruz: Power Apps ile Modern Kontrol Vanaları:  Kullanıcının kaybolduğu o karmaşık Excel tablolarını çöpe atıyoruz. UI/UX (kullanıcı deneyimi) odaklı yaklaşımımızla, sahada veya ofiste çalışanların saniyeler içinde veri girebildiği, kullanması keyifli ve modern uygulamalar geliştiriyoruz. Power Automate ile Kesintisiz Akış Kanalları:  İnsanları robotlaştıran, hata payı yüksek manuel onay süreçlerini otomatize ediyoruz. Sistem; kuralları, güvenlik yetkilerini ve departman sınırlarını tanıyarak veriyi kendi kendine, saniyeler içinde doğru kişiye ulaştırıyor. Dataverse ve Model Odaklı Yaklaşımlar:  Verilerinizi derme çatma listelerde değil, kurumsal düzeyde güvenliğe sahip, sağlam bir temelde yapılandırıyoruz. Power BI ile Kontrol Kulesi Radarı:  O devasa, anlamsız veri yığınlarını tek bir ekranda toplayıp; yöneticilerin şirketin nabzını anlık tutabileceği, stratejik kararlar almasını sağlayan interaktif gösterge panellerine (dashboard) çeviriyoruz. Kısacası, manuel yürütülen ve şirketin enerjisini emen o ağır operasyonları; Parlon tarafından hayata geçirilen pratik, esnek ve kalıcı sistemlere dönüştürüyoruz. Suyun Yönünü Değiştirme Zamanı Şirketinizin dijital kemerlerini nasıl inşa edebileceğimizi konuşmak, operasyonel hızınızı artıracak terzi işi çözümlerimizi detaylandırmak için   9 Nisan'da Marriott Hotel Asia'da gerçekleşecek CRM Summit'te   sahnede olacağım. Şirketinizin dijital mimarisini birlikte tasarlamak ve bu dönüşüm vizyonunu paylaşmak üzere hepinizi bekliyorum. Peki siz, süreçlerinizi hâlâ kovalarda mı taşıyorsunuz, yoksa kendi su kemerlerinizi inşa etmek için kolları sıvadınız mı?

  • Krizin Ortasında "Sütlü Nuriye" Bulanlardan mısınız, Yoksa Şikayet Edenlerden mi?

    Geriye dönüp baktığımızda, aslında en çarpıcı yeniliklerin her şeyin bol olduğu zamanlarda değil; tam tersine kısıtlılık, yokluk veya kriz anlarında ortaya çıktığını görüyoruz. İnsan her şeye kolayca ulaşabildiğinde, konfor alanından çıkıp yeni bir yol arama ihtiyacı hissetmiyor. Ama kaynaklar daraldığında, bütçeler kısıldığında ve mevcut sistemler tıkandığında mecburen o harika mekanizma, yani yaratıcılığımız devreye giriyor. Yani inovasyon çoğu zaman rahat bir ofis koltuğunda değil, tam olarak krizin ve problemin ortasında doğuyor. Krizden Çıkan Tatlı Bir Çözüm: Sütlü Nuriye Bunun kendi kültürümüzdeki en samimi örneği Sütlü Nuriye’dir. 1980'lerin zorlu ekonomik şartlarında; fıstık ve şekere ulaşmak, o maliyetleri karşılamak iyice imkansızlaşmıştı. Pastaneler, baklavacılar kepenk kapatmamak ve müşteriyi kaybetmemek için kara kara düşünürken ortaya ezber bozan bir fikir çıktı: Ağır şerbet yerine süt, ulaşılamayan fıstık yerine fındık kullanmak! Başlangıçta sadece artan maliyetlere karşı günü kurtaran bir "hayatta kalma" hamlesi olan bu çözüm, bugün hepimizin severek yediği yepyeni, hafif bir lezzeti ortaya çıkardı. Kriz, sadece bir problemi çözmekle kalmamış, yepyeni bir değer yaratmıştı. İş Dünyasının "Fıstık ve Şekeri" Neden Tükendi? Bugün şirketlerin karşılaştığı krizler elbette fıstık veya şeker eksikliği değil. Günümüzün tükenen kaynakları; zaman, bütçe, verimlilik ve odak. Bugünün problemleri; içinden çıkılmaz hale gelen karmaşık sistemler, birbiriyle asla konuşmayan uygulamalar, sonu gelmez Excel dosyaları arasında kaybolan süreçler ve e-posta zincirlerinde yitip giden iş takipleri. Şirketler büyüdükçe, standart paket programlar ve derme çatma çözümler artık o şirketin hızına yetişemiyor. Süreçler yavaşlıyor, ekipler yoruluyor. İşte tam bu nokta, şirketlerin kendi "Sütlü Nuriye"lerini bulmaları gereken o kırılma anıdır. Bu dijital kaos, doğru bakıldığında yepyeni, tıkır tıkır işleyen ve şirketin DNA'sına tam uyan bir sistem kurmak için en büyük fırsattır. Parlon Olarak Bizim Hikâyemiz: Terzi İşi Dijital Çözümler Biz Parlon Solutions olarak tam bu kırılma noktasında devreye giriyoruz. Bize gelen müşterilerde hep şu tanıdık cümleleri duyuyoruz: "Her şeyi Excel'den yürütüyoruz ama artık ipin ucu tamamen kaçtı." "Elimizde dünya kadar veri var ama büyük resmi görüp karar alamıyoruz." "Bir şeyler yapmak istiyoruz ama o büyük, hantal ve hazır paket programlar bizim işleyişimize uymuyor." Masaüstündeki bu karmaşaya hazır, ruhsuz şablonlarla cevap vermek yerine; problemi gerçekten anlamayı seçiyoruz. Şirketin tam da ihtiyacı olan o özel "reçete", Parlon Solutions tarafından sıfırdan tasarlanıp hayata geçiriliyor. Çünkü her problemin çözümü farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Bazen karşımıza devasa bir sağlık grubunun tüm dijital haritasını yeniden çizmek gibi büyük bir operasyon çıkıyor; onlarca farklı süreci, anlık kararlar almayı sağlayan akıllı paneller (dashboardlar) ve uygulamalarla tek bir çatı altında topluyoruz. Ama ortak nokta hep aynı: Şirketlerin en çok zorlandığı, "buradan nasıl çıkacağız" dediği süreçler, Parlon Solutions tarafından geliştirilen terzi usulü, esnek dijital araçlarla pratik ve kalıcı çözümlere dönüşüyor. Günümüz İş Dünyasının Sütlü Nuriye'si: Power Platform İşte bu noktada, o terzi işi çözümleri hayata geçirirken kullandığımız gizli tarifimiz devreye giriyor. Açıkça söylemek gerekirse; dijital iş dünyasının günümüzdeki "Sütlü Nuriye"si kesinlikle Microsoft Power Platform'dur. Neden mi? Eskiden bir şirketin kendi iç süreçlerine özel bir yazılım geliştirmesi; aylar süren ağır kodlama süreçleri, devasa IT bütçeleri ve hantal altyapılar demekti (tıpkı ulaşılması zor fıstık ve ağır şerbet gibi). Oysa bugün, Power Platform'un sunduğu düşük kodlu (low-code) çevik altyapı sayesinde, o ağır ve pahalı süreçleri geride bırakıyoruz. Sütlü Nuriye'nin fındık ve sütle yarattığı o erişilebilir, hafif ve hızlı devrimin aynısını; Power Platform ile yazılım dünyasında yapıyoruz. Şirketleri yormayan, bütçeleri tüketmeyen, çok daha "hafif" ama bir o kadar da güçlü sistemler inşa ediyoruz. Power Platform Nedir ve Neden Fark Yaratır? Power Platform; verileri analiz eden, şirketlere özel uygulamalar geliştirmeyi sağlayan ve iş akışlarını otomatize eden, birbiriyle kusursuz konuşan bir ekosistemdir. En büyük faydası hızı ve inanılmaz esnekliğidir. O devasa hazır paket programların size dayattığı "benim kurallarıma uyacaksın" kibrine sahip değildir. Tam tersine; sizin iş yapış şeklinize göre esner, sizinle birlikte büyür ve ihtiyaç anında hızla şekil değiştirir. Parlon Olarak Bu Ekosistemi Nasıl Terzi Tezgahına Çeviriyoruz? Parlon olarak biz, hazır standartları alıp şirketinize zorla giydirmiyoruz. Aksine, Power Platform'un gücüyle şirketinize özel o "tam oturan" elbiseyi sıfırdan dikiyoruz: Power Apps ile o bitmek bilmeyen Excel formlarını ve karmaşık süreçleri alıyor; kullanıcı deneyimi (UI/UX) mükemmel, çalışanların kullanmaktan keyif aldığı modern mobil ve web uygulamalarına dönüştürüyoruz. Power Automate ile insanları robotlaştıran o sıkıcı kopyala-yapıştır işlerini, bitmeyen e-posta onay zincirlerini arka planda tıkır tıkır çalışan akıllı otomasyonlara devrediyoruz. Hata payı sıfırlanıyor, hız maksimuma çıkıyor. Power BI ile "elimizde dünya kadar veri var ama hiçbir şey göremiyoruz" diyen yöneticiler için o devasa veri yığınlarını; tek bir ekranda şirketin nabzını tutabilecekleri, anlık ve stratejik kararlar aldıracak akıllı gösterge panellerine (dashboard) çeviriyoruz. Kısacası, işleyişin tıkandığı ve "buradan nasıl çıkacağız" denilen o kriz anlarında; standart ve hantal yazılımların ağırlığına inat, Parlon imzasıyla tam ihtiyacınız olan o hızlı, pratik ve hayat kurtaran "yeni nesil lezzeti" sunuyoruz. Zorluk Bir Engel Değil, Başlangıç Çizgisidir Sütlü Nuriye’nin o samimi hikâyesi bize çok net bir şey söylüyor: Bir sorunla karşılaştığınızda önünüzde iki seçenek vardır. Ya mevcut şartlardan, bütçelerden, çalışmayan sistemlerden şikâyet eder durursunuz ya da kolları sıvayıp elinizdekiyle yeni ve çok daha iyi bir şey üretirsiniz. İnovasyon, ikinci yolu seçenlerin anlattığı bir hikayedir. Biz de her projeye tam olarak böyle bakıyor; zorlukların içindeki o gizli fırsatı bulup, işleri sonsuza dek kolaylaştıracak çalışan teknolojilere dönüştürüyoruz. Peki siz, şirketinizdeki krizlerden şikayet edenlerden misiniz, yoksa kollarınızı sıvayıp kendi "Sütlü Nuriye"sini yaratmak için harekete geçenlerden mi?

  • Excel'de Verilerinizin Güvende Olduğunu Mu Düşünüyorsunuz? Bir Daha Düşünün.

    Microsoft Excel çok yönlülüğü nedeniyle uzun süredir firmaların güvenilir tercihi olmuştur. Ancak işletmeler büyüyen veri setleri ve evrilen güvenlik ihtiyaçlarıyla karşılaştıkça, Excel'in fonksiyonları iş süreçlerinde yetersiz kalmaktadır. Microsoft Excel: Kısıtlamalar 📉🔒 👎 Sınırlı Erişim Kontrolleri: Excel'in erişim kontrolleri basittir ve paylaşılan ortamlarda yetkisiz erişime açık hale gelmesine neden olabilir. 🔄 Versiyon Kontrol Sorunları: İşbirliği versiyon sorunlarına neden olabilir, hatalara ve veri tutarsızlıklarına yol açabilir. 🤦‍♂️ İnsan Hatasına Açıklık: Excel insan hatalarına oldukça açık bir sistemdir ve veri kaybına veya bozulmasına neden olabilir. 📨 Şifreleme ve Veri İletim Endişeleri: Excel'in temel koruması, veri aktarımı sırasında yeterli olmayabilir, bu da verinin kaybı ve ele geçirilme endişelerine yol açabilir. 📈 Sınırlı Ölçeklenebilirlik: Veri büyüdükçe, Excel'in performansı kötüleşebilir ve veri ile ilgili sorunlara neden olabilir. Microsoft Power Platform: Kapsamlı Bir Alternatif 🌐🛡️ 🔐 Gelişmiş Erişim Kontrolleri: Power Platform, kullanıcı izinleri konusunda sofistike bir kontrol sunar, veri erişimi üzerinde ince kontrol sağlar. 🤝 Sorunsuz İşbirliği: Gerçek zamanlı işbirliği kolaylaşır, hataları azaltır ve veri doğruluğunu artırır. 🔄 Azure AD İle Entegrasyon: Power Platform, Azure Active Directory ile sorunsuz entegre olur, genel güvenliği sağlamlaştırır. 🛡️ Gelişmiş Şifreleme: Excel'in temel korumasının ötesinde, Power Platform, veriyi alınan ve iletilen sırada gelişmiş şifreleme ile korur. 🔄 Birleştirilmiş Ekosistem: Kapsamlı veri yönetimi için Power BI, Power Apps ve Power Automate gibi araçlar ile ekosistam ortamı sunar, veri silolarının riskini azaltır. Parlon Çözümleri, dijital çözümlerle hayatınızı kolaylaştırmaya kararlı! Bizimle iletişime geçin ve iş süreçlerinizi daha etkili, güvenli ve kullanıcı dostu hale getirmenin yollarını keşfedelim.

  • Az Kodlu-Kodsuz Yazılım ile Nasıl Tanıştım?

    Yüksek lisans eğitimi için Barselona'ya gittiğimde beni birçok fırsatın karşıladığını henüz bilmiyordum. Bu yolculuk beni teknoloji dünyasında devrim niteliğinde olan az kodlu/kodsuz yazılım ile tanıştırarak hayatımda bir dönüm noktası oldu. Ecolab ile Başlayan Power Platform Yolculuğum Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, Ecolab Barcelona'da—su, hijyen ve enfeksiyon önleme çözümlerinde küresel bir lider olan kimya şirketi—veri analisti olarak çalışmaya başladım. Az-kodlu/kodsuz yazılım dünyasına olan girişim, karşılaştığım zorlu bir projede başladı. Farklı depolardan veri toplayarak envanter ile ilgili bilgileri konsolide etmemiz gerekmekteydi. Ancak, her birinde farklı ERP sistemleri bulunmaktaydı (bazılarında SAP, bazılarında Oracle ve bazılarında hiç ERP sistemi yoktu) Bu projede, Power Apps kullanarak oluşturduğumuz uygulamayı kullanarak ve Azure ile tüm verileri bir araya getirebildiğimizde Power Platform'un gücünü keşfettim. Çözümün basitliği ve verimliliği beni çok etkiledi ve az kodlu/kodsuz yazılım dünyasını öğrenmeye beni teşvik etti. Bu projedeki başarıdan ilham alarak, az kodlu/kodsuz yazılımı günlük işlerimde kullanmaya karar verdim. Bu yeni dünyaya daldıkça, veri analitiği alanında süreçleri optimize eden ve verimliliği artıran çözümler geliştirmeye başladım. 7 Günde Yazılım Nexans'ta Transformasyon Lideri olarak çalıştığım dönemde burada 16 farklı ülkeden yaklaşık 200 projeyi takip edebilme ihtiyacı bulunmaktaydı. Bu zorlu görevle karşılaştığımda, Power Platform kullanarak tüm ülkelerin performans takibini kolayca yapabileceğimiz bir yazılım geliştirdik. Olağanüstü bir başarıyla, sadece 7 günde geliştirdiğimiz bu yazılım, projelerle ilgili veriyi sorunsuz bir şekilde birleştirmemizi ve görselleştirmemizi sağladı, tüm organizasyona anlık içgörülerle güç verdi. Nexans'taki 7 günlük uygulama geliştirmenin başarısı, kariyerimde bir dönüm noktasını oluşturdu. Bu farkındalıkla, yeni kazandığım becerileri kullanmaya devam ederek çeşitli kullanım durumları için özel uygulamalar geliştirmeye başladım. Dijitalleşmeyi hızlandırma ve teknolojiye erişimi demokratikleştirme tutkusundan ilham alarak Parlon Solutions'ı kurdum. Teknolojiyi demokratikleştirmek artık bir vizyondan ibaret değil, bir gerçek. Parlon Solutions ile her sektörden ve her boyutta firmanın ihtiyacına özel çözümler geliştiriyoruz. Bu sayede, Parlon Solutions olarak, teknolojinin gücünü daha geniş bir kitleye ulaştırarak, dijitalleşmenin avantajlarından herkesin faydalanmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Nur Masoud

© 2026 Parlon Solutions Ltd.

bottom of page